Mehmet Hatipoğlu (Hatip Hoca) (Rıfat Özdoğan anlatımıyla sadeleştirilmeye çalışılarak)

Ulema meclislerine sık sık iştirak etmesinin içinde uyandırdığı en büyük heves, biricik oğlu Mehmet'i okutup ilim erbabı içinde görmesi olmuştur. Onun için Hasan Ağa, oğlunu bu yolda yetiştirmiş ve onun hem ilimle, hem de ticaretle meşgul olmasını istemiştir. İhtimal ki ticaretle meşgul olmak istemesinin sebebi, hayatta ilimden hiçbir maddi menfaat beklemeyerek çalışması ve geçimini de ticari çalışmalarla sağlamasıdır.
     Hacı Hasan Ağa, oğlunu evvela Burdur rüştiyesine vermiş, o da bu mektebi bitirdikten sonra; vaktiyle İstanbul'da tahsilini bitirip Burdur'da tedris ile meşgul olan ve ulema arasında ünlü bir mevkiye sahip olan Halil Efendi'nin derslerine devam etmeye başlamıştır. Derslerine gece-gündüz çalışmış, çok başarılı olduğu için kısa zamanda Arapça'yı öğrenmiş ve Arapça eserleri okuma imkanını elde etmiştir.
      Bir aralık babası Hacı Hasan Efendi, tatil zamanında bir miktar sermaye vererek bir takım ticaret eşyası almak üzere Mehmet Efendi'yi İstanbul'a göndermiş, o da İstanbul'a giderek bir müddet kalmış ise de elindeki parayı ticaret eşyasına yatırmayarak kendisince lüzumlu kitaplara sarfetmiş, ve bu kitapları alarak Burdur'a dönmüştür. Bu da onun tahsilden başka hiçbir şeye rağbet göstermediğini ve ancak ilim ve irfandan zevk aldığını belirtir.
     Senelerce tahsilden sonra 1904 yılında icazetname almış, bir taraftan talebeye ders okutmaya, diğer taraftan o zaman Burdur'da bulunan ulema ile ilişkilerde bulunmuş zaman zaman da camilerde halka vaaz etmeye başlamıştır. Bilgisini derinleştirmeye meraklı olduğundan İstanbul'dan, Mısır'dan Hicaz'dan ve Hindistan'dan kitaplar getirtir, bunları okuyarak elde ettiği bilgileri halk ile paylaşmaya önem vermiştir.

     1912 senesinde memleketimizin meşhur ulemasından Rizeli Hacı Tahir Efendi Ramazan vaazı vermek üzere gelmişti. Merhum: bu zatın vaazlarından, hadis ve fıkıhta çok geniş bilgili olduğunu anlayarak onunla husisi sohbetlerde bulunmuş, Hacı Tahir Efendi de ona; İbn-i Hazm, İbn-i Teymiye, İbn-i Kayyim ve bunlara benzer birçok büyüklerin nadide eserlerini okumasını tavsiye etmişti. Bunun üzerine merhum, bu yüksek şahsiyetlerin eserlerini tedarik ederek bilgilerini derinleştirmiş ve bu sayede, ilmi hayatında çok mühim gelişmeler göze çarpmıştır.
     Merhum 1913 de Hicaza giderek farizaı haccı ifa etmiş ve o sırada Mekki Mükerreme ile Medinei Münevvereden başka Mısır, Şam, Kudüs gibi büyük İslam merkezlerini ziyaret etmiş ve aradığı kitapların bir kısmını da buralarda bulmuştu. Herkes Hicazdan zemzem, hurma ve tesbih gibi hediyelerle döndüğü halde merhum, yüzü aşkın cilt kitapla geri dönmüş ve ömrü boyunca kitap tedarikinden hali kalmamıştı.
     Hicazdan dönüşlerinde, İzmir-Çeşme önünde iken vapurları kazaya uğrayarak karaya oturmuş, batma tehlikesi başgöstermiş olduğu için civardan yetişen imdatlarla vapurun tahliyesine başlanmıştı. Sıra merhuma geldiğinde iki gözü de kitap dolu olan halı heybesini omzuna almış, tahliye sandalına böylece binmeye çalışmıştı. Kitapların ağırlığı ve halkın kalabalıklığı dolayısıyla kitaplarını bırakması isteniyorsa da merhum kitaplarını kurtarmadıkça kendi canını kurtarmak istemiyor, "kitaplar gittikten sonra ben kurtulmuşum neye yarar" diyordu. Sırasında faydalanmaya ve bir an evvel kurtulmaya istekli görünmüyordu. İnsanların kurtarılmasından sonra kitaplarla bütün eşyaya sıra geleceği kendisine temin olunduğundan o da karaya çıkmış be beklemeye başlamıştı.
 Ertesi gün kitapların kurtulduğu habere gelince hemen koşup bunları almış, su içinde dağılan, ıslanan sahifeleri mendille kurulamaya çalışırken, gözyaşlarını tutamamıştı.
     Merhum daha sonra bütün ömrünü tetkik ve araştırmaya adamış ve mesleğini alakalandıran her eseri, her ne pahasına olursa getirterek onunla meşgul olmuştur. Bir taraftan ilmi tetkiklerle meşgul olduğu gibi diğer taraftan da tedris ile meşgul olmuş, ve sorumluluğunu üzerine aldığı işlerin hepsini büyük bir liyaketle başarmıştır.
     Resmi vazifeleri: 1916 Kasım ayında Burdur bidayet mahkemesi azalığına tayin edilmekle başladığı resmi vazifesine sıra ile; müderrislik, Burdur İdadisi ulumu diniye muallimliği, mükerrer defa vaizlik, Burdur Müftülüğü görevlerini ifa ederek vaiz iken emekliliğe sevkedilmiş ve asıl vazifesi olan Eskiyeni Camii hatipiliğne devam ederken hakkın rahmetine kavuşmuştur.
    Yukarıda saydığımız bu vazifelerden başka herhangi bir şekilde olursa olsun gocunma ve çekinme göstermeksizin memleket müdafaasında da en başta yer almıştır. Milli Mücadele esnasında Müdafaai Milliye iane komisyon reisliği, Müdafaai Hukuk Cemiyeti reisliği vazifelerini yapmış, asker celp ve sevk işlemlerinde usanmaz ve yılmaz bir kuvvet göstermiştir. Banka idare meclisi ve Meclisi Umumi azalıkları ile beraber hayır seven cemiyet ve hayır doğurucu teşekküllerde tamamen fahri çalışmalar ile devlete, millete ve memlekete karşı unutulmaz hizmetlerde bulunmuştur.

Fotoğrafları


 

               Başa Git
Eseri: Ana Kaynaklara Göre İSLAM DİNİ (Usul ve Takibat), Basan ve yayan, Hasan Hatipoğlu, İstanbul, 1946